İsmail Kılıçarslan | Kazasker Mustafa İzzet`in izinde

    13 Ekim 2020 Salı
İsmail Kılıçarslan | Kazasker Mustafa İzzet`in izinde

Kazasker Mustafa İzzet’in izinde

 

Bu yazıyı sosyal medyadan "bugünkü yazım" diye duyurunca bazı tepkiler alacağım kesin gibidir. "Kıbrıs'ta bunlar bunlar olurken, Karabağ'da şunlar şunlar olurken sen oturup bir hattat hakkında yazıyorsun" bu tepkilerin en hafifi olacaktır üstelik.

 

Niye böyledir bu? Şundan: Gündelik politikanın yere batası verili dilinin dışında bir şeye ilgi duymak artık "ihanet" ile eşdeğer görülüyor memlekette. Doğrusu, bunu böyle kabul edenlere kızmak da gereksiz; zira Türkiye öyle kuşatıldı, öyle çok dertle boğuşması temin edildi ki "sert ve politik olan" dışında bir düzlemin "ne oluyoruz yahu?" diye karşılanması da bir bakıma normal.

 

Fakat kötü bir normal bu... Zira değişmeyen, değişmeyecek olan gündemleri yok ederek, pas geçerek alabileceğimiz mesafe ancak "fiziki cesamet mesafesi" olur ki fevkalade kısır bir mesafedir bu.

Bu, burada bir dursun.

 

Aslına bakılırsa Osmanlı'nın dev hattatlarından biri olan ve Ayasofya'nın nişanesi sayılacak o muhteşem hatları kaleme alan Kazasker Mustafa İzzet'in yaşadığı dönemde de memleket "tam bir kuşatma altında" idi ve gündelik politikanın dehlizlerinden gayrı bir gündemi yoktu Osmanlı'nın. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi "mecburen" yoktu.

 

Tespitlere göre 19. yüzyılın ilk senesinde doğan Kazasker Mustafa İzzet, ilkin musıki tahsiliyle, ardından döneminin deve dişi gibi hattatlarından peş peşe aldığı icazetlerle "bütünüyle sanatçı olarak yetişmiş" bir kişilik olarak anlatılıyor kaynaklarda. 13 yaşında II. Mahmud'un huzurunda okuduğu bir na't ile dikkat çekip eğitim için saraya kabul ediliyor.

Burada asıl mesele şu: Memleketteki onca kargaşaya, onca savaşa, onca çekişmeye rağmen Mustafa İzzet ve benzerleri "en iyi eğitimi alarak en donanımlı insanlar haline gelsinler" diye devlet tarafından özel bir ilgiyle eğitiliyorlar. Şartlar ne olursa olsun "insan yetiştirmekten" bir an olsun geri kalınmıyor. Tabiri caizse "insan kaynağı" şansa bırakılmıyor.

 

Bir diğer önemli mesele ise şu: Osmanlı'nın son 50-60 yılını saymazsak, iyi eğitim almış insanlar, bu eğitimin şükrünü memlekete karşı vazifelerini eksiksiz yerine getirme gayreti ile ödüyorlar. Anlayacağınız işin koptuğu yer "eğitim için Batı'ya gidip dönüşte memleket safında değil, memleketin karşısında konumlanan" yarı aydınların varlık sahnesine çıkması oluyor.

 

...

 

İsmail Kılıçarslan'ın 13 Ekim 2020 tarihinde Yenişafak Gazetesi'nde kaleme aldığı yazısından bir bölüm... Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

 

HABER ARŞİVİ İÇİN TIKLAYINIZ